Kategori: 2015

Futbolu çok iyi bilmek, bir oyuncuyu çok iyi bir oyuncu yapmak için yeterli olur mu? Pek sayılmaz. Aynı zamanda oyunu kurallarına göre oynamalı, rakibe saygılı olmalı.

Ülker’in Elazığ’daki Futbol Köyü’nde üzerinde durulan noktalardan biri buydu: oyun kuralları ve fair-play.

Kampı ziyaret eden Bölge Hakem Sorumlusu Gürkan Tanoğlu, önce futbolun 17 kuralını bahsetti, ardından iskelet kural olarak ifade edilen dört kural hakkında bilgilendirici bir eğitim verdi.

Eğitimde anlatılan konulara daha çok dikkat edeceklerini söyleyen çocuklar, ilk antrenmanlarında oyunlarını değiştirmeye başladı bile.

Havada diğer günlere nazaran bir rahatlık vardı. Bütün kamp, nam-ı diğer ‘Kampadokya’ bugünün kendilerine özel eğlence vadettiğini biliyordu. Yeni yerler keşfedecekleri, ailelerine, arkadaşlarına ve sevdiklerine  Kapadokya’yı anlatan hediyeler alacakları için çok heyecanlıydılar.

Kahvaltıdan hemen sonra İlçe Orman Müdürlüğü ile beraber fidan dikildi.

Daha sonra ise milattan önce 3000 yılından başlayıp, 21. yüzyıla kadar uzanan tarihi bir seramik yolculuğuna çıkıldı. Müzeye hayran kalmanın yanı sıra çocuklar, seramik nedir ve nasıl yapılır sorularının da cevabını bulmaya çalıştı.

Öğle yemeği ve biraz dinlenmeden sonra perilerin ülkesiydi rota. Zelve Antik Kenti’nin dokusu ve mimari yapısına hayran kalmamak mümkün değildi. Çocuklarımız yüzlerce fotoğraf çekti, o eski kültürlere biraz da olsa misafir oldu. Daha sonra sırasıyla Ürgüp, Göreme ve Uçhisar’a gidildi.

Futbol Köyleri’nin Erzurum ayağında çocuklar, çok hareketli bir gün geçirdi. Erzurum’un keşfi, hocalarımızın maçı, mangal partisi günün planlarıydı. Yol boyunca hocalarımız arabada çok aktifti. Şarkılar ve türküler eşliğinde yola koyulduk.

erzurum2

İlk durağımız Atatürk Evi oldu. Burası Erzurum Kongresi’nin temellerinin atıldığı yer. Evin odalarında yer alan bildiriler, haritalar ve Atatürk’e ait eşyalar, çocukların dikkatini ilk durakta çeken şeyler oldu.

Ama en çok ilgi gösterilen, Atatürk’ün el yazısıyla ve latin harfleriyle yazdığı 10. Yıl Marşı’ydı.

Atatürk Evi’nin ardından Erzurum Heykel Müzesi’ne geçildi. Beğendikleri heykellerle fotoğraf çeken çocuklarımızın bir sonraki durağı ise Alparslan Türbesi, yani meşhur “gizemli yol” oldu.

erzurum4

Ardından, Aziziye ve Mecidiye Tabyaları’na vardık. Hemen sonrasında rehberimiz bizi dokuz aylık evladını kundağında bırakıp savaşmaya giden Nene Hatun’un tabyasına götürdü. Gezinin tarihle iç içe olan bu bölümün geride bıraktıktan sonraysa, Erzurum’un merkezine inişe başladık.

Erzuruma gidip de kayak ve kış sporlarıyla ilgilenmeden dönmek olmaz. Bu sıcak yaz gününde en sevilen kısım da bu oldu: Curling!

erzurum5

Buz üstündeki satranç olarak bilinen bu spor için salona girer girmez hissettiğimiz serinlik bizi mest etti. Çocuklar buzların üzerine geçti, hakemimiz kuralları anlattı. Öğrencilerimiz tek tek curling deneme atışı yapıp hatıra pozlarını çektirdikten sonraysa hedef buz pistiydi.

Kış sporları ile haşır neşir olduktan sonra, son durağımız olan Palandöken Dağı’na geçtik, rakımın çok yüksek olduğu bu noktadan Erzurum’u izledik. Akciğerlerimiz şehir havasından sonra temiz havayla doldu.

erzurum1

Ve kapanış mangal partisiyle yapıldı. Bugün çocuklar biraz yoruldu belki ama Erzurum’u keşfetmenin mutluluğunu da yaşadı.

İlk dört günü, günde çift idmanla geçiren Sakarya Futbol Köyü sakinleri, bu dinlenme gününü fazlasıyla hak etmişti.

Normalde 07.00 olan sabah kalkış saati bugün için iki saat ileriye alındı. Artan uyku süresi ile daha dinç şekilde güne başlayan genç futbolcuların kahvaltıdan sonraki ilk durağı çevre bilinci dersiydi. Sakarya Orman İşletme Müdürlüğü Ağaçlandırma Şefi Cihan Akbaş, fidan dikiminin inceliklerini ve ülkemizdeki ağaçlandırma faaliyetlerini anlattı. Yanında getirdiği fındık çamı fidanlarından ilkini kendi elleriyle dikip, diğerini de dört takımdan gönüllü birer öğrenciye teslim etti. Bu fidanın da toprağa kavuşmasından sonra etrafta dikilmiş fidanlara su verilip servislere dönüldü.

Fidana Can suyu

Yolculuğun bir sonraki rotası piknik alanıydı. Sakarya Nehri’ne nazır bir tesiste kumanyalar yendi ve hemen yandaki oyun alanına geçildi. Dinlenme günü dediysek, bu elbette 12 yaşındaki 40 çocuğun gün boyu yerinde duracağı anlamına gelmiyor. Yakaladıkları oyun fırsatını yaşlarına yakışır şekilde değerlendiren öğrenciler, kendi köylerini çoktan şampiyon ilan etti bile:

Servislere geçilmeden önce objektiflerimize takılan bir diğer eğlenceli nokta da Oğuzhan Alpat Hocanın, bir grup öğrenciye anlattığı, bakış açısının önemini vurgulayan ve sonu futbola bağlanan hikayeydi. Ne demişler, “Hayat fena halde futbola benzer!”

Sonra öğrenciler, önceki gece aldıkları futsal eğitimini parkede deneyimlemek üzere spor salonuna gitti. İlk olarak İnanç Yavuz Hoca, gece yaptığı sunumun püf noktalarını hatırlattı. Sonrasında ise takımlarımız sahneyi devraldı ve yeteneklerini gösterdi. İlk dört idman gününde kendi takımlarının antrenmanlarıyla ilgilenen eğitimcilerimiz ilk kez ciddi şekilde diğer minikleri de izleme fırsatı yakaladı. İlk maç 2-2 beraberlik ile sona ererken diğer maçı Oğuzhan Alpat Hoca’nın takımı önde bitirmeyi başardı.

futsal oyna

Kamp tesislerine dönüldü, yaklaşık bir saatlik dinlenmenin ardından akşam yemeği öncesi, sıra ustalara geldi. Kamp koordinatörümüz ve antrenörlerimiz otel bahçesindeki sahada “eski numaraları” sergilerken, miniklerimiz de hep konuşurken dinledikleri hocalarını sahada izlemenin keyfini yaşadı. Sakarya Futbol Köyü’nde artık gelenekselleşmiş hale gelen ekip maçı berabere bitti ve penaltılar sonunda antrenörlerimizin yer aldığı tecrübeli taraf kazanmayı bildi. Genç yeteneklerden Mehmet Akif Koç maç raporunda, yorumlarını sıraladı…

maç yazısı

Akşamki faaliyetimiz ise dinlenme gününün anlam ve önemine yaraşır şekilde “sinema saati”. Baş rolünü Brad Pitt’in oynadığı, ülkemizde “Kazanma Sanatı” adıyla vizyona giren “Moneyball” filmini izleyen çocuklar, bunun ardından yarın başlayacak müsabakaların heyecanıyla odalarına geçti.

Ülker Futbol Köyü’nde bugün alıştığımızın dışında bir program vardı: İstanbul Gezisi.

Çocuklar kahvaltıya her zamankinden 15 dakika geç indi. Artık kimse tek başına yürümüyor. İkili veya üçlü grup halinde kol kolalardı yine. Rekabetle beraber dostluk da artıyor.

Kahvaltıdan sonra otobüse doluşuldu ve Avrupa yakasına doğru yola çıkıldı. Şoförümüzün ustalığı ve şansımız sayesinde İstanbul trafiğinden etkilenmeden ilk durağımıza; yani Ülker Fabrikası’na vardık.

_MG_7662

Üretim kısmına girmeden önce herkes önlüklerini ve bonelerini giydi ve tabii ki gülüşmeler başladı. Geldikleri günden beri ilk kez en çok benzedikleri kişiler profesyonel futbolcular değildi.

Tur bittikten sonra ise onları Ülker’in hediye paketleri bekliyordu. Günlerdir son damlasına kadar kullandıkları enerji depolarını doldurmak için şüphesiz ki en güzel yoldu bu.

_MG_7741

Sürpriz kutularına, fabrika yetkililerin ikram ettiği Ülker’in popüler ürünleri eklendi. Çocuklardan daha mutlusu yoktu. Geleceğin yıldızları için çikolata yapımını yerinde görmek eşsiz ve kolay kolay tekrarlanamayacak bir deneyimdi.

Çocuklar öğle yemeğinde, Eminönü’ndeki Ülker Bizim Mutfak restoranında güzel bir ziyafet çekti. Menüde çorbadan köfteye, tatlıdan salataya her şey vardı.

_MG_7769

Bir sonraki durak ise Topkapı Sarayı’ydı. Özellikle İstanbul dışından gelenler için bu ziyaretin anlamı çok daha büyüktü. Sarayın girdikleri her odasından farklı bir şaşkınlık nidasıyla çıktılar.

Dönüş yoluna geçtiğimizde, otobüste uyumayı düşünenlerin planı, şarkı söylemeyi tercih edenler tarafından iptal edildi.

_MG_7892

Yolun sonunda TFF Meral-Celal Aras Spor Lisesi ve futsal eğitimi vardı. Çocuklar önce antrenörlerinden temel bilgileri hızlıca öğrendiler ve ardından hemen sahaya çıktılar. Dört grup, kendi aralarında iki maç yaptı.

Bu maçlar artık işlerin ciddiye bindiğinin de göstergesiydi. Takımlar bir kazananın ve kaybedenin olacağı noktada her şeylerini ortaya koydu.

_MG_7983

İki grup maç yaparken kimse takım tutmuyor, sadece güzel hareketleri alkışlıyordu. Maç bitiminde ise herkes birbiriyle el sıkışıp güzel oyun için teşekkür etti.

Ülker Futbol Köyü’nde son günlere ve müsabakalara yaklaşırken çocuklar gayet sakin. Sahada da sadece mutluluk, arkadaşlık ve ter var.

TFF ve Ülker ortaklığıyla düzenlenen Futbol Köyleri projesinin Elazığ ayağı başladı.

Kampın henüz başında en çok odaklanılan nokta, çocukların dikkat ve konsantrasyonlarıyla birlikte özgüvenlerinin gelişimi konusuydu.

Satranç dersinde aşılanmaya çalışılan bu noktaları, drama dersindeki aktiviteler izledi.

Psikolojik rahatlık ve özgüvenin top kontrolünde, göz teması kurmanın ise paslaşmada ne kadar önemli olduğunu anlatan yaratıcı drama dersinden sonra, öğrenilenleri uygulama zamanıydı.

Çocukların drama dersi sonrasında öğrendiklerini yazdığı, ‘drama kalesi’nin en popüler kelimelerinden olan özgüven, sahaya da yansımıştı. Akşam antrenmanı sonrasında, çocuklar odalarına çekilirken biraz daha olgunlardı.

Erzurum Kampı’ndaki genç futbolcular futsalı keşfetti.

Futsal, futbola çok benzemekle birlikte, altı kişilik takımlarla, salonda oynanıyor.

Genç sporcular, futsal kurallarını, bu oyunun futboldan farklı yönlerini öğrenmek üzere Erzurum Kapalı Spor Salonu’ndaydı.

Genç kızlarımıza futsalın kuralları bir bir anlatıldı. Yetenekli gençler kuralları öğrendikten sonra hemen işe girişti. Kısa bir antrenmandan sonra maça geçildi.

Dinlenme zamanında ise hocaların performansı izlendi. Gençler bu kez de görerek öğrenme fırsatı yakaladı.

Yazın bitişi her zaman biraz hüzünlüdür. Özellikle çocuklar için… Rahat rahat oynadıkları, sabah erken kalkmayı düşünmedikleri günler geride kalır, okul başlar.

Okulun ilk günündeyse merak konusu, “Tatilde ne yaptın?” sorusunun cevabıdır. Bir arkadaştan veya öğretmenden gelen bu soruyu cevaplamakta bazıları çekinirken, anılarını başkalarıyla paylaşmak için sabırsızca bekleyenler de vardır.

Yaz aylarının, genele oranlayınca küçük bir bölümünü de olsa Ülker’in Futbol Köyleri’nde geçirenler, muhtemelen ikinci gruba dahil. Aralarında oluşan arkadaşlık uzun yıllar sürecek elbette ama Isparta ve Sinop köylerindeki çocuklarımız anı biriktirme işleminin şimdilik sonuna geldik.

8 Ağustos’ta başlayan Isparta ve Sinop Futbol Köyleri’nde futbolun yanı sıra, futsal, yaratıcı drama, satranç gibi eğitimler alan çocuklar, sanatla da hep iç içe kaldı. Kamp süresi boyunca şehir gezildi, elbette Karadeniz’in serin sularına atlayanlar oldu. Hatta kısaca söylemek gerekirse, bazıları için yaz mevsimi 10 güne sığdı.

Ama nasıl her güzel şeyin bir sonu varsa, kampların bitişi de engellenemezdi! Sinop’ta son gün çocuklar, şehir merkezine ikinci bir ziyaret yaptı ve kafelerde zaman geçirdi. Akşam saatlerinde son bir maç yapılırken, bu son mücadelenin ardından genç futbolcu adayları madalya ve sertifikalarını aldı.

Isparta’da da senaryo çok farklı olmazken, ertesi gün erkenden son hazırlıklarını yapıp tesisleri terk edecek çocukları selamlayan gökkuşağı görülmeye değerdi…

Sakarya Futbol Köyü’nde 5. günü tek kelimeyle betimlemek gerekirse bu kelime şüphesiz ki ‘neşe’ olur.Bunun ilk sinyallerini henüz sabah idmanı başlamadan almıştık aslında. Servislerle saha kenarına gelen çocuklar, araçta çalan müzik eşliğinde tabir yerindeyse bir ön ısınma yaptılar. Kopan kahkahalar, paylaşılan gülüşler ve usta dans figürleriyle, enerjileri tavan yapmış halde başladılar günün ilk idmanına.Müsabakalardan önceki son idman gününde, tüm takımlarımız maçlarına yönelik çalıştılar. Günün ilk ana maddesi olan “Isınmalar” konusunda; maç önü, devre arası ve oyuna girecek oyuncu şekline üç tur ısınma yaptılar.

Yuşa

Sonrasında, savunmada takım halinde kayışlar üzerinde duruldu. Takım savunmasında gördüğü uyum üzerine keyfi yerine gelen Türker Şarkıcı Hoca, iddialı bir açıklama yaptı. “Mourinho ile maç alacağım” diyen hocamızın takımının Chelsea karşısında olmasa da diğer takımlara karşı ortaya koyacağı performans şimdiden merak konusu.  İdman sonunda ise neşenin kaynağı yapılan penaltı yarışması idi.
miraç
Sabah idmanı sonrasında kitap okuyarak zihinlerini dinlendiren öğrencilerimizin, öğle yemeğinden önce bir önemli çalışmaları daha vardı. Futbol Köyleri sona erdikten sonra çıkarılacak kamp gazetesi için içerik üretme yarışına giren minikler, şiirden resme, karikatürden en iyi 11’lere kadar gazete sayfalarını süsleyecek işlere imza attılar. Gazete hazırlanacağı duyurusunun hemen ertesi günü bu kadar iştahla kağıda kaleme sarıldıklarına göre ortaya nefis bir iş çıkacak.
Öğle yemeğinin ardından girilen yaratıcı drama dersi her zamanki gibi coşkulu geçti. “Don-Ateş” oyununda bir an olsun durmak bilmediler ve yine “Bu çocuklar hiç yorulmaz mı?” dedirttiler.Bir diğer çalışmada ise iletişim üzerinde duruldu ve karşımızda konuşan insanları yeterince dikkatli dinlemezsek iletişimin ne kadar zor olacağı deneyimlendi.Akşam idmanında artık maçlara tamamen hazır bir görüntü sergiledi tüm takımlar. Yapılan son uyarılarla dört günlük yoğun antrenman temposu nihayete ererken mikrofon yönelttiğimiz hocalarımız öğrencilerinden aldıkları verimi kameralarımızla paylaştı.

Penaltı, üst direği vurma ve köşe vuruşundan gol yarışmaları akşam idmanının sonundaki eğlence kaynaklarıydı. Atakan Gültekin Hoca’nın köşe vuruşu noktasının biraz dışından attığı bu gol de günün hareketiydi…

Neşe dedik ya hani en başta, akşam yemeğinin sonrasında da değişen bir şey yoktu. Karınlarını doyuran ve eğitmenlerimizden İnanç Yavuz hocamızın yapacağı Futsal sunumunu bekleyen gençlerimize, malzemecimiz Kadir Akıncı’nın bir sürprizi vardı. İlk günden beri kampın görünmez kahramanlarından olan ve gençlerimizin çok sevdikleri Kadir Abi’leri bahçede çaldığı müziklerle 40 çocuğumuza bizzat kendisi de katıldı ve kampta tam anlamıyla kurtlar döküldü.
Dansların ardından kulak verilen Futsal eğitiminde kaptıklarını yarın salonda gösterme şansı bulacak miniklerimiz. Gezi ve piknikte de idmanların yorgunluğunu atacak, maç günleri öncesinde keyifli bir zaman geçirecekler.

Ülker’in İstanbul’daki Futbol Köyü’nde güne alışık oldukları zengin kahvaltıyla başladı çocuklar.

Tempo her ne kadar yüksek olsa da artık alıştılar. Tabii bu alışkanlığın gelişmesinde ustaca hazırlanmış programın katkısı da çok büyük. Programın son günlerinde yapılacak müsabakalara da az kaldı. Artık kimsenin yorulmaya niyeti yok.

Kahvaltının sevindirici gelişmesi, çocukların artık antrenör müdahalesine pek de ihtiyaç duymuyor olmalarıydı. Sanki beslenme programları yazılmış da bire bir onu uyguluyorlarmış gibi profesyonellikle doldurdular tabaklarını.

Antrenmandan önce sanat atölyesine geçildi. Burada çoğu insanın hayatı boyunca yakalayamayacağı bir fırsata sahiplerdi; stop motion kısa filmlerini yapmak. Öğrenciler gruplara ayrılıp eğitmenlerin getirdiği özel malzemeleri kullandı, kendi kurgularını oluşturdu ve işe koyuldu. Bir şey ortaya çıkarmanın verdiği tatmin çok farklıydı onlar için. Hem de bunu takım çalışmasıyla yapmışlardı. Burası, sadece futbol eğitimi veren bir merkez değil, hayat tecrübesi oluşturan bir yer…

_MG_6927

Antrenman yine oyun hâline getirilmiş ısınma hareketleriyle başladı. Ardından açma-germe hareketleri yapıldı ve eğitime geçildi. Bireysel yürütülen temel çalışmalar yerini karşı karşıya yapılan hareketlere ve kıran kırana mücadelelere bıraktı. Oyunun fiziksel boyutu da rahatlıkla sahada görülüyordu.

Burada hepsi gerçekten çok ama çok yetenekli 40 çocuk var. Ancak hepsi milli formayı sırtına geçiremeyecek… Yavaş yavaş bu bilinci de geliştirdiklerinden ötürü bazen tatlı sert oyunlar, hırslı kareler de vardı antrenmanda. Ama tebrik ve teselliler de eksik olmadı. Sportmenlik ruhu, zamanla çocukların içine işliyor. Yorulmanın ve ter dökmenin ne demek olduğunu bildiklerinden birbirlerine saygı duymayı bırakan kimse olmadı.

_MG_6774

“Benim attığım golü gördün mü?” diye sora sora öğlen yemeğine ilerlediler. Bu durağı hızlıca geçtikten sonra, çocuk koruma eğitiminin yolunu tuttular. Bu eğitimde, kişinin kendisiyle iletişimine dair birçok faydalı bilgi aktarıldı. Eğitimin en güzel yanı profesyonelliğe giden yolda önlerine çıkabilecek engellere karşı çocukların profesyoneller tarafından bilgilendirilmiş olması. Çocuklar burada her gün mental anlamda da bir adım daha ileriye gidiyor.

Akşam antrenmanından önce yaratıcı drama dersi olacaktı. Organizatörler ise çalışma öncesine bir sürpriz hazırlamıştı; hep beraber fidan dikmeye gidilecekti. Her grubun kendine ait özel bir fidanı vardı. Onları dikip ardından suyunu verdiler. Bu, TFF Hasan Doğan Tesisleri’nde belki de nesillerce yaşayacak bir parça bırakmak demekti. Bu dokuz günlük süreçte hayat boyu unutamayacakları bir anıları daha olmuştu.

_MG_7144

Yaratıcı drama dersinde konumuz genel tabirle duygulardı. Bu kadar tutkununun arasında tabii ki konu yine futbol üzerinden işlenecekti. Öğrenciler gruplara ayrılıp kendi aralarında skeçlerini belirledi ve performanslarını ortaya koydu. Sonrasında gözleri kapalı ve konuşmadan bir ipi altıgen haline getirmeye çalışarak uyum çalışmaları yaparken gerçekten zorlansalar da daha iyiye gittiler.

_MG_7310

Akşam antrenmanı yine tüm hızıyla yapıldı. Çocukların antrenörleriyle artan uyumları çalışmaların çok daha akıcı bir şekilde yapılmasını mümkün kıldı. Antrenmanın son bölümünde şut çalışması yapılırken çocukların gelişimi hayran bıraktı. Kaleciler topu nadiren filelerinde görürken oyuncuların da şutlar açısından hem teknikleri hem de kuvvetleri, ilk günlere göre muazzam ölçüde ilerlemişti.

Varlarını yoklarını ortaya koyan çocuklar günü sonlandırmak için yemeğe gitti. Aralarında goller ve kurtarışları değil de sonraki gün yapacakları İstanbul gezisini konuşuyorlardı. Bir de akşam oynanacak Süper Lig maçlarını tabii ki.

Gün yavaş yavaş sonlanırken ortaya koydukları performans hepsini gururlandırıyordu. Hepsi olduğu yerden ve futbollarının geldiği noktadan son derece memnunlar.